Oturup Üsküdar sahilinde arkadaşımı beklerken, her zamanki gibi insanları izleyerek zaman geçirmeye çalışıyorum. İnsanlar güzel İstanbul'un sokaklarında oradan oraya koşuşturur vaziyette. Kimisi elindeki telefonla ilgileniyor, kimisi yere bakıyor, kimisi kolundaki saate bakarak koşuyor... Peki o güzel deniz manzarası? Uçuşan martıların gökte yaptıkları o özgürlük dansı? İnsanlar bu güzelliklerin farkına bile varamıyor acele etmekten. Sürekli koşmamız bir şeyler yetiştirmemiz lazım. Bu yüzden hayattan zevk alamaz hale geldik.
Canımız sıkıldığında ilk olarak yaptığımız şeyler her zaman teknolojiden ibarettir. Canın sıkılır, bilgisayarı açarsın. Saatlerce başında robot gibi hareket edersin. Twitter'da tweet atman lazımdır, yoksa takipçi kaybedersin. Gittiğin yer çok lükstür hemen arkadaşlarınla paylaşmalısındır! Foursquare...
Ne zaman yanımızda İnternet olmaz, o zaman kendimizi özgür hissederiz aslında. Çünkü sanal alemdeki sorumluluk hissimiz kalkar üzerimizden. Biz de İnternet'ten kurtulan insanlar olarak zamanımızın fazlalığını fark ederiz. Artık zaman bizim için yavaş geçer. Bu yavaş geçen zamanın sıkıcılığından kurtulmak için farklı şeylere yöneliriz.
Ben bazen oturup düşünürüm işte bu konuları. Mesela 3 saate yakındır takıntılarım yüzünden bu blogla uğraştım. Kodlarla uğraştım, yok şunu değiştireyim derken al işte saat 6 olmuş yine. Elimde ne var peki? Hiçbir şey. Hayır bir de burayı rahatlamak için açmıştım. Yani kendi kendime takılmak için falan işte. Devam ediyorum.
Mesela deniz yolculuğu yapıyorsun. Tek başınasın ve elinde iPhone'un var. İnternetin 2 GB ve hızlı. Can sıkıntısından ölüyorsun. Ama hayır, bu sefer bakmayacaksındır telefona. Karar vermişsindir. İçinde bir dürtü varken üstüne WhatsApp'tan falan bildirimler geliyor ve sen sonunda alıyorsun telefonunu eline. Ama bir yerden sonra gıcık oluyorsun. Çünkü aynı anda onlarca kişi sana yazmaya başladı. Cevap vermezsen kırılıyorlar. "Ehh be!" demez misin? Eğer demiyorsan cidden yalnızsın dostum. Demek hiç bu durumu yaşamamışsın. Şahsen ben kafayı yiyorum. Yani şu anda bile bir sürü bildirim geliyor.
"O zaman sen nasıl yalnız kız oluyorsun?" diyorsan da onların tek isteğinin can sıkıntısından dolayı konuşmak olduğunu biliyorum. Ben onların sıkıntı atma makinesi miyim? Peeh. Ben burada kendi kendime bir şeyler yazıyorum beni uğraştırmasınlar.
Öhöhöm neyse. Konudan konuya atlarım biraz.
Ve, evet şu an yazdığım şeylere odaklanamıyorum.
İstatistik şeysi var bu sitede ve dün gece açtığım bu blog 97 kişi tarafından tıklanmış olarak görülüyor. Ben pek inanmadım. Ama cidden okuyan biri varsa . bile yazsa yoruma en azından okunduğumu bilirim.
Sonra telefonu eline alırsın ve bir bakarsın yarım saatlik deniz yolculuğu bitmiş. İçindeki o pişmanlık hissi... Ya da acaba sadece bana mı oluyor tüm bunlar? jhskfhdsl
Mesela dün yolda yürürken telefonla uğraşıyordum. Ve köpek kakasına bastığımı ayağım kayınca fark ettim. Öğğk. Bir de arkamdan gülmüştür insanlar he. Eğer güldülerse aynısı onlarında başına gelir.
Bu saçma yazı cidden 3. yazım mı? Zaman çok hızlı geçiyor ya. Yarın erken kalkmam lazım -15.30- bu yüzden kısa kesip erken yatmalıyım.
İyi gec-sabahlar.
Ya da daha mantıklısı: İyi Uykular!
Eleanor
Nasıl mutluysan öyle takıl. Mesela ben teknolojiyi çok severim, yenilikleri takip etmek hoşuma gidiyor. Hele Vocaloidler... ♥w♥ Onlar kadar mutlu eden bir şey yok dünyada.
YanıtlaSilElbette insan ne yapmaktan zevk alıyorsa onunla takılmalı. Senin gelecekte yapmak istediğin şey de teknolojiyle bağlantılı olduğu için teknolojiyi sevmen çok doğal tabi ki. ^^
SilTeknoloji demişken... Bloguma fare imleci bakarken tam buraya uyacak bir imleç buldum. Kullanmak istersen;
SilYerleşim sayfasına git --- Gadget Ekle'ye tıkla --- HTML/JavaScript'i seç
Çıkan sayfaya aşağıdaki linkteki kodu (Option 1'ın altında) yapıştır ve kaydet.
http://www.cursors-4u.com/cursor/2006/04/21/nat244.html
♥ Umarım beğenirsin
Çok teşekkür ederim. Şu an telefondan giriyorum internet kafeye gider gitmez kullanacağım. ^^
Sil